"EN KÖTÜ SENARYO'DA 99 DEPREMİNİN 3 KATINI YAŞARIZ" (Arşiv Röportaj)
Türkiye deprem kuşağının üzerinde bir ülke. Sürekli depremlerle karşı karşıya kalksak da 17 Ağustos 1999 Depremi'ne kadar bunun bilincine ve büyüklüğünün farkına varamadık. Deprem Türkiye'nin yadsınamaz bir gerçeği. Son aylarda yaşadığımız depremler beklenen büyük depremin fragmanı niteliğindeydi. Biz büyük depremi, Uzman Şükrü Ersoy'a sorduk. İstanbul bilinçlendi mi? Büyük depreme hazır mı? Kentsel Dönünüşüm yeterli mi? Yıkım ne derece olacak? sorularının cevabı röportajımızda. Keyifle okuyun.
Fotoğraf: İlknur Bayrak & Deniz Eliş
Enis Derdimentoğlu(ED): Aslında bu beklenen deprem sadece İstanbul Depremi değil, Marmara Depremi. Marmara bölgesi de 13 şehir ve yaklaşık 27 milyon insanın yaşadığı bir bölge. Ülkenin sanayisi de burada ağırlıkta. Olası bir Marmara Depremi'nde ekonomi nasıl zarar görür? Nasıl kurtulabiliriz?
''Marmara Bölgesi'nde tsunami riski var''
ED: Marmara
Bölgesi'nde İstanbul, Bursa, Edirne gibi Osmanlı'nın ve daha önceki devletlerin merkezleri var. Onların bıraktıkları tarihi eserler
var. Bizans Surları sağlam değil? olası bir depremde onlar nasıl etkilenir?
ED: Hocam
tsunami demişken Marmara bir iç deniz göreceğimiz
tsunami ne derece büyük olur?
Endonezya bir okyanus ülkesi, Japonya keza okyanuslara yakın bir
ülke. Oralardaki büyüklüklerde Tsunami görür müyüz?
ŞE: Tsunami
konusunda da bir uzmanla görüşüyorsun. Ben aynı zamanda tsunami uzmanlarından biriyim. 2004 yılında
Endonezya'ya giden ve oralarda çalışmalar yapan biriyim. Türkiye kıyılarında da çalışmalar, kazılar yapan ekibin bir üyesiyim. Bu kazılar sonucunda gördüm ki Türkiye kıyılarında 150'ye yakın tsunami
var. Bunların yaklaşık 40 tanesi de Marmara bölgesinde.
Kazılar neticesinde dalgaların bıraktığı kum izlerinden yaşlandırarak bunlar
tespit ettik. Dolayısı ile Marmara kıyıları tsunami konusunda sabıkalı.
Marmara'da bir depremö olduğu takdirde deniz heyelanları
vesilesiyle bir tsunami olabilir. Tsunamilerin Endonezya'daki gibi büyük olmasına gerek yok. 1 metelik bir
dalganın bile kıyılardan 100 metre içeri girip çekilmesi büyük zararlar verebilir.
''Kentsel dönüşüm bu hızla
20 yıl sürer''
ED: 99
depreminden bu yana kentsel dönüşüm konuşuluyor. Toplanma alanlarında yapı yapılmaması, çarpık kentleşmenin de önüne geçilmesi de konuşuluyor. Kentsel dönüşümde ne durumdayız?
ŞE: Kentsel
dönüşüm 2012
yılında depremdeki yıkımlara engel olması amacıyla çıkarılanyasa
sonunda başlanılan bir iş. Bu dönüşümün asıl amacı depreme dayanıklı bina
yapmak. Yoksa mutfağı güzel, fayansları yeni evelr yapmak değil.
Bu aslında asrın projesi. Sadece Türkiye için değil dünyadaki bütün devletler
için büyük çaplı bir proje. 7 milyon binanın dönüşümü söz konusu. Türkiye'de 22 milyon bina olduğunu düşünürsek bu büyük bir dönüşüm.
ED: Peki bu
dönüşüm kaç sene sürer?
ŞE:
Bakan'ın açıklamasına göre her sene
300 bin bina dönüştürülüyor. 20
sene sürer.
ED: Bu dönüşüm hızı iyi
bir hız mı?
ŞE:
Arttırılması gerekiyor. 300 bin iyi bir rakam değil. Bunun yanında devletin de
kredilendirme gibi konularda vatandaşa yardımcı olması gerekiyor. Çünkü müteahhitler
bu kentsel dönüşüm konusunda vatandaşı limon gibi sıkabilir. Devletin vatandaş ve müteahhitler arasında hakemlik görevi görmesi gerekiyor. Vatandaşında güvenli
binalar yaptırdığını unutmaması gerekiyor. Yani 1'e 3 alayım, 1'e 5 alayım gibi
rantçı düşüncelerden
uzaklaşması gerekiyor. Bu son şansımız ve bu şansı devletinde, vatandaşında, müahhitlerinde iyi değerlendirmesi gerekiyor. Başka şansımız yok.
ED: Siz bu
işin uzmanısınız. Sizin gibi çok fazla isim var. Peki devlet ve hükümet sizin gibi uzmanlara danışıyor mu? Ne
kadar danışıyor?
ŞE: Sadece Türkiye'de değil dünyada da politikacılar ile bilim insanları arasında bir sıkıntı var. Türkiye'de çok kötü değiliz zaman zaman AFAD'a ya da başka kurumlara akıl hocalığı yapmaya çalışıyoruz. Zaman zaman onlar bizim hızımız kadar hızlı davranamıyorlar biz bir adım ötesini de görerek tavsiyelerde bulunuyoruz. 99 depreminde 122 km çapındaki binalar hasar gördü ancak bu binaların yapımına 2006 yılında başlandı. Arada 7 yıl gibi bir süre var. Bu 7 yıl içinde bir deprem daha olsaydı bu binaların çoğunu kaldığı yereden yıkacaktı. Yavaş davranma gibi bir dezavantaajımız var. Bu dönüşümün mümkün olduğunca şeffaf, hızlı ve gönüllük esasına dayalı ilerlemesi gerekiyor. Türkiye'nin sadece depremelerle değil doğal afetlerin tümüyle mücadele edebilecek gücü var. Ekonomik gücü var, insan gücü var; 25 milyon genci var. Bunun yanında Türkiye'deki yer bilimciler dünya çapında. Burada yetişen bir yer bilimci dünyanın her yerinde iş bulabilir. Çünkü Türkiye bir laboratuvar. O kadar çok vaka, o kadar çok olay oluyor ki başka bir yerde çalışmamak için hiçbir sebep yok. Fakat biz yabacı uzmanlara tutulan mikrofonları daha bir hareretle ekrana taşıyoruz.
Türk yer bilimciler aslında ülkelerinin sorunlarını, çözümlerini net
bir biçimde biliyor. Elbette yabacı uzmanlarla iletişimde olur, biligi
alışverişi yaparız ancak yabancıların ağzına bakmak bana biraz yanlış geliyor.
Marmara dünyanın en çok bilinen
denizlerinden biri. Yabancılar araştırma yaptı, Fransızlar geldi ancak
araştırmaları sürdüren ve
takip eden uzmanlar hep Türk'tü. Depremi
zaten kimse önceden bilemiyor. Bunun tek bir örneği var 1975'te Çin'de bir deprem bilindi binlere kişinin
hayatı kurtuldu fakat 1976'da yine Çin'de bir deprem oldu bilemediler ve can
kayıpları oldu. Bu konuda da çalışmalar yapılsın tabii ki ama asıl
enerjimizi zemine ve jeolojiye uygun, sağlam binalar yapmaya ayırmalıyız.zaten
iyi bir kentli olmak için akıllı binalarda iyi bir seviyede
olmamız gerekiyor. Çünkü sadece
deprem değil küresel iklim değişikliğine bağlı olarak
evin içindeki suyun tekrardan kullanmak, enerji tasarrufu yapmak ya da güneş enerjisini verimli kullanmayı öğrenmemiz
gerek.
En kötü senaryoda
7,7 şiddeti görürüz
ŞE:
Marmara'da beklediğimiz en kötü senoryosu
7,7 büyüklüğündeki deprem bu da yaklaşık 3 kat 99 Depremi'ne denk geliyor. Bu önemli bir büyüklük. Dolayısıyla iki buçuk dakika sürmese bile
ki bu çok uzun bir zaman, yorgun binaların hepsini indirir. Özellikle İstanbul'dan örnek vermek gerekirse binların deprem
dahi olmadan yıkıldığını görüyoruz. Her
sokakta bir bina yıkılsa sokaklara giremezsiniz. Arama kurtarma çalışmaları aksayabilir. Bu bağlamda ülkemizin
milli güvenlik sorunundan söz edelim. Deprem sonrasında 1-2 milyon
insan her gün yiyeceğine, sağlığına, güvenliğine dikkat etmeli. Bu hizmetleri sadece 1 gün değil her gün belki aylarca yapacaksınız. Bu hizmeti
yapabilir miyiz? Bence yaparız. Politikacılar insiyatif alırsa, bilim
insanlarının sözlerine inanırlarsa bu kesinlikle
yapılabilecek bir şey. Buna yürekten inanıyorum. Bunu yapabilen ülkeler var; Şili, Meksika gibi ülkeler bunu
çok akıllıca halettiler. Ki
oralarda dünyanın en şiddetli depremleri yaşandı. O ülkeler artık büyük
depremlerden zaras görmüyolar, görülebilecek zararları minimuma indirdiler.
Biz bunu ülkemizde yapabilir miyiz? Yaparız.






Yorumlar
Yorum Gönder