Yapay Zeka ve Gelecek (Arşiv Röportaj)
Yapay zeka ve Endüstri 4.0'ı son yıllarda hepimiz konuşuyoruz. Terminatör film serisinden beri de yapay zekadan çekiniyor, robotlardan korkuyoruz. Peki asıl korkmamız gereken bunlar mı? John Connor'ımızı mı aramalıyız? Yoksa başka şeylerden mi? Biz asıl korkmamız gerekenin robotlar mı yoksa başka korkularımız olmalı mı? Sorularını bu işin uzmanı Mustafa Acungil'e 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Kariyer Geliştirme Merkezi adına sormuştum. İyi okumalar.
Enis Derdimentoğlu: Sizi biraz tanıyalım mı? Mustafa Acungil kimdir?
Mustafa Acungil: Öncelikle fen lisesi okudum. İstanbul’a gidip orada bir bilimsel yaklaşımla geometride her şeyin bir ayarının olduğunun bilincini edinmeye başladım. Ardından da endüstri mühendisliği okudum. Bunlar puanla daha çok tercih ettiğim şeylerdi. Eğitim sistemimizde olduğu gibi bu bana analitik bilimsel bakış açısı kazandırdı. Şu an neler olup bittiğini anlamak için bu çok kritik çünkü gerçekten bilime matematiğe dayalı çok fazla gelişmeler oluyor. Sonrasında veri tabanında çalışmaya başladım. Verinin yönetilmesi, raporlanması, veri madenciliği çalışmaları, makine öğrenmesi ve yapay zeka uygulamaları dolayısıyla profesyonel hayatımda bulunduğumdan beri bu tür çalışmaları giderek artırarak devam ediyorum.
O yüzden de hani mesela yapay zeka uygulaması dediğimiz zaman veri madenciliği, makine uygulamaları istediğinizde zaten bizzat içinde aktif olarak çalışıyor olduğunuz bir alan, bu da bana önemli bir bakış açısı kazandırdı. Ayrıca sürekli olarak öğrenmeye devam eden bir yaklaşımım da var. Bu doğrultuda da yüksek lisans yaptıktan sonra sosyoloji alanında lisans okudum, bitirdim. Tarih okudum, bitirdim. Üstüne ilahiyat ön lisans yaptım inanç dünyasıyla ilgili çünkü o da çok kritik hale gelecek insanların vakitlerinin daha boş kalmasıyla beraber anlam arayışlarıyla ilgili olmaları söz konusu olacak. Ardından felsefe okumaya başladım bir yandan da nörobilim dalında ikinci yüksek lisansımı yapıyorum. Beyin nasıl çalışıyor, düşüncemiz neye dayalı falan bunların tamamı yapay zeka ve yapay zekayla beraber gelişen yeni teknolojilerle ortaya çıkan dijital dönüşümle birlikte 5.0 için son derece kritik öneme sahip başka bir toplum yapısına doğru gidiyoruz şu anda. Ufak gibi gördüğümüz bazı değişimler hiç alışık olmadığımız şeyleri çok hızlı bir şekilde getiriyor. Toplumun tüm yapısının toptan değiştiği, bambaşka bir şekle dönüştüğü günlere hızla yaklaşıyoruz.
"FABRİKALARDA İNSANA GEREK OLMAYACAK"
Enis Derdimentoğlu: : 5.0’ı konuştuk ama şunu sormak istiyorum. Toplum 4.0’ı ne kadar tanıyor, ne kadar biliyoruz? Türkiye olarak 4.0’a adapte olabiliyor muyuz?
Mustafa Acungil: 4.0 deyince genelde Endüstri 4.0 diye düşünülüyor orda 4’ler arasında bir farklılık var. Ben biraz daha üst ölçekten bakıyorum. Endüstri 4.0’ı genel olarak nasıl ifade ediyorlar? Işıksız fabrika yani robot teknolojileri, otomasyon, yapay zeka vs. Dolayısıyla fabrikada insana gerek yok, ışığa gerek yok böyle bir dönüşümden bahsediliyor. Toplum 5.0 dediğimiz bambaşka bir şey, Toplum 4.0 dediğimiz sanayi toplumu oysa Endüstri 1, 2, 3, 4’ün hepsi 4.0’ın içinde. Toplum 5.0 sanayi sonrası toplum ve buradaki soru şu aslında; fabrika ne? Yani niye fabrikaya gerek olsun? Otomasyon falan filan dediğimiz konular yine küçük ölçekli bir şeyin konusu. Bireyi dijital dünyaya aktardığınız zaman bununla ilgili üretim ortadan kalkıyor. Dijital olan üretim artıyor burada çok büyük dönüşümlerden bahsediyoruz aslında.
E.D.: Yapay zekanın ilerlemesi ve potansiyeli nedir? Yapay zeka şu an nerede ve önümüzdeki 10-15 yıl içinde nerede olacak?
Mustafa Acungil: Yapay zekayı önce bir tanım olarak düşünmekte fayda var. Genelde burada Intelligence kelimesinin çok anlamlılığıyla ilgili bir karmaşa var. Biz Intelligence’yi zeka ile çevirmeyi seviyoruz. Janjanı biraz daha yüksek oluyor. CIA’daki (Central Intelligence Agency) Intelligence’ye baktığımız zaman Merkezi Zeka Teşkilatı diye çevirmiyoruz. Orada haber alma teşkilatı diye çeviriyoruz oysa yapay zekayı tekrar bir tanımlayacak olursak temelde yapay zeka aslında insanın beyin faaliyetlerini taklit eden bir mekanizma. Bunun içinde ne var? Beynimiz nasıl çalışıyor? Dışarıdan veri topluyor, bu verileri işliyor, bu verilerle ilgili bir takım sonuçlar çıkartıyor, bunlarla ilgili kararlar verip uygulamaya sokuyor. Yapay zeka bu verileri topluyor, bu verilerle ilgili çıkarımlar yapıyor ve bunların sonuçlarıyla uygulamaya yönelik çalışmalar yapıyor. Bu anlamda baktığımız zaman uçuk kaçık şeyler gibi düşünmeyelim. Mesela herkesin evinde olan üstelik de bayağı eski teknoloji olan tuvaleti düşünün. Tuvaletteki sifon mekanizması, o da aslında yapay zeka. Çevreden veri topluyor, suyun seviyesini çubuk aracılığıyla belirliyor, arkada kural bazlı bir zeka var diyor ki su seviyesinin şuraya gelmesi yeterli, o kuralın oluştuğuna karar veriyor, tamam bu oldu diyor ve suyu kesiyor. Bu da bir yapay zeka. O yüzden yapay zekayı biz biraz böyle bilinç gibi düşünüyoruz ama beynimizin çalışmasına baktığımız zaman beynimiz büyük ölçüde yaşamda kalmak için çalışıyor. Beyin faaliyetlerimiz açısından bakacak olursak felsefe, bilinç, hayatın anlamı gibi şeylerle ilgili harcanım çok az. Dolayısıyla yapay zekada asıl konu bilinç geliştirme falan değil dünyadaki verileri toplamak ve onlarla ilgili eylemler yapmak. Bunun için büyük bir bilinç, büyük bir zeka gerekmiyor. O yüzden de insanların zararlı olduğuna karar verip tüm insanları ortadan kaldırmak falan çok ütopik konular ve yapay zekadan korkmaya gerek var ama bunlar için korkmaya gerek yok.
"ÜRETTİĞİMİZ HER ŞEYDEN KOPMUŞ DURUMDAYIZ"
Enis Derdimentoğlu: Peki yapay zekadan neden korkmaya gerek var?
Mustafa Acungil: : Şunun için korkmaya gerek var. Mesela şu an meslek olarak yapılan işleri düşünün, hani bunun tamamını yapay zeka ortadan kaldıracak deniyor ya. Ben bir ara Twitter’de bir challenge yaptım, meydan okudum. İnsanlara dedim ki hayatta kalacağını düşündüğünüz bir meslek varsa söyleyin ve önerilerde bulunun. Her şeyin nasıl ortadan kalkacağıyla ilgili mantıklı bir senaryo oluştu. İnsanın dünyadaki varlığına baktığınız zaman Homo Sapiens 250 bin yıldır dünyada. Bu süre içinde mesai kavramı insanoğlunun ne kadar süredir hayatında var? 200 yıldır var. Sanayi devrimi öncesinde sadece düzenli ordunun görece mesaiye benzer bir şeyi var. Onun dışında mesai diye bir kavram yok ve mesai dediğimiz olay aslında sanayi devrimi ile beraber insanın emeğine yabancılaşmasıyla oluşmuş olan bir şey. Yani ürettiğimiz şeyden kopmuş durumdayız. Emeğimizden kopmuş durumdayız. İnsanların % 90’ı kırsallarda yaşıyordu dedik ya, 1800’lere kadar falan bu böyleydi. Neyle uğraşıyorlardı? Geçim ekonomisiyle, tarım ve hayvancılıkla yani. Buna rağmen kıtlıklar oluyordu. İnsanların ciddi anlamda ölümler yaşadığı zamanlar oluyordu. Mesela 1850’lerde İrlanda’da yaşanan bir kıtlıkta ekilen patateste 2-3 sene üst üste görülen bir zarardan dolayı ülke o 3 senelik döneme 4 milyon nüfusla giriyor, 1 milyonu ölüyor, 1 milyonu göç ediyor ve nüfus 2 milyona düşüyor. Onlar da hayatta kaldılar ama tabii ne haldeler! İnsanların % 90’ı bununla uğraşıyor ve yine de kıtlıklar vs. olabiliyordu. Şu anda gelişmiş ülkelerde bu oran % 5 ila 10 arasında. İnsanlar neden sürekli çalışıyorlar? Gelişmiş ülkelerde nüfusun yaklaşık % 80-90’ı çalışıyor. Çeşitli ihtiyaçlarımızı karşılamak için çalışıyoruz. Bu ihtiyaçların karşılanmasında da yapay zeka ve diğer gelişmeler tek başlarına fabrikaların belki yarısını yok edecekler. Artık insan emeğine ihtiyaç çok azalacak. O zaman bu durumda insanların mesleğinin ne olduğuna odaklanmak gerekiyor.
Enis Derdimentoğlu: Yapay zekaya dair iki tane görüş var. Birincisi insanlar daha yaratıcı şeyler yapacaklar ve kendilerine daha çok vakit ayırabilecekler. İkincisi ise aç kalacaklar. Her iki durumu da değerlendirir misiniz?
Mustafa Acungil: Şöyle düşünün; toplumlar arası geçişlerden bahsettik ya avcı toplum, göçebe toplum, imparatorluklar, sanayi toplumu ve dijital toplum. Bunlara baktığımız zaman temelde şunu görüyoruz. Birincisi ortalama insan daha mutsuz. Bir sonraki toplumda daha mutsuz. Büyük değişimler oluyor, önceki toplumun yarıdan az bir kısmı daha iyi bir noktaya geliyor. Ama toplumun organizasyonu ve toplumun yapabilirliği yükseldiği için önceki toplumları da yaşatmıyor. Mesela sanayi toplumu ortada imparatorluk bırakmadı. Dijital toplumlar dijital olmayan toplumları yok edecekler. O yüzden olay şu: Biz geleceğe yönelik hazırlanabiliyor muyuz? Yüzdelik dilimin neresinde olacağız? Üstte olursak, yeniliklere adapte olursak ki bu çok zor o zaman eskiden daha az emek sarf ederek, angarya değil de daha katma değerli işler yaparak, daha keyifli bir şekilde yaşayarak, daha iyi gelirler elde ediyor olacağız. Daha iyi bir yaşamınız olacak ama bunu yapamıyorsak o zaman koşup duran ama bir şey elde edemeyen insanlardan olacağız. Mesela İstanbul’daki minibüs şoförlerini düşünün. Acayip bir mesai yapıyorlar. Araca bineni takip ediyorlar, para işini takip ediyorlar, insanların nereye gittiğini takip ediyorlar, bunun sonucunda ne elde ediyorlar? Plaka sahibi eğer o değilse karın tokluğuna çalışıyorlar. Eğer dijitalleşmeyle ilgili yapay zekayı kullanabilmek gibi çeşitli yetkinlikleri edinmezsek işte insanların büyük bir kısmı bu hale düşecek. Ama bu yetkinlikleri edinenlerse çok daha rahat, iyi bir hayat sürecekler. O yüzden de gerçekten insanların mesleğinin ne olduğuna odaklanmak gerekiyor. İnsanın mesleği yaşamda kalmalı. İnsanın mesleği anlam inşa etmeli. İnsanın en önemli özelliği, yeni bir konuya hızlı bir şekilde adapte olup öğrenebilmesi, henüz çok bilinmiyorken onu sahaya uygulayabilmesidir. Öyle konulara yatırım yapmak gerekiyor. Yoksa meslek dediğimiz şeyler ortadan kalkacak. Ama adaptasyon yeteneği olan, organizasyon yeteneği olan, şartları analitik bakış açısıyla analiz edip ona göre konumunu belirleyebilir olanlar her zaman avantajlı olacak. Geçim için çalışma kavramı ortadan kalkacak çünkü ekonominin bunun üzerine kurulu olması zaten 200-300 yıllık bir şey. Ondan önce başka şeyler üzerine kuruluydu. Şimdi bundan sonra da başka şeyler üzerine kurulu olacak. Karl Marx’ı düşünün. Üretim araçlarına hakim olmaktan bahsediyor ya. Sanayi devriminin üretim araçları yok artık. Onlar dünün üretim araçları. Dijital toplumun üretim araçlarına hakim olmak kritik.








Yorumlar
Yorum Gönder