Yahu biz ne haldeyiz?
Ben profesyonel bir fotoğrafçı değilim. Bir zamanlar çok olmak istesem de bende sanırım öyle bir kumaş yok. Bu hemen soldaki fotoğrafı 8 yıllık, Canon'un dijital makinesiyle çekmiştim. Bu anı kaçıramazdım.
Kadıköy'deki çiçekçi çingeneleri biliriz. Bizi samimiyetleri ile rahatsız ederler fakat bu fotoğrafta onların salt samimiyetinin en güzel örneklerini gördüm.
Genç kız İstanbul'a yeni gelmiş hemen ortada duran mor bavul ona ait. Her zaman ellerindeki gülleri tek başına da olsan sana satmaya çalışan bu ablamız elinde gülle bu kızın yanına geldi önce gül satmayı denedi. Baktı olmuyor, ''Gel sana fak bakayım'' dedi. Sonra benim o mesafeden göremediğim bir konuşma geçti aralarında, Abla genç kızın yanına oturdu fala baktı ama sanırım ''Sana beleş beyaa'' dedi ki kız ödeme falan yapmadı. Tam o an koyu bir sohbete daldılar, kız çantasından memleketten getirdiği bir takım yiyecekler çıkardı ve samimi, gönlü bol ablamıza uzattı. Beraber yiyerek sohbete daldılar.
Şimdi ben bunu niye size anlattım diye uzun uzun düşünüp bana hiç ağız burun eğmeyin. Açık konuşalım İstanbul'da yaşayan çok az insan bu ablayla böyle oturup uzun uzun, içten bir sohbete dalar. Dalmayı geç onlarla muhatap bile olmayacak, elini tuttuğunda yıkayacak çok insan var bunu bende, sizde biliyoruz. Bu tablo aslında tam olmamız gereken şey.
Neden mi? Bizim aramızdaki toplumdan uzaklaşma, kendin gibi olmayanı kabul etmeme, onu hor görme, farklılıkların güzelliğinin farkında olamamak, farklı olanı yok etmeye çalışmaların bitmesi için gerekli olan şey bu fotoğrafı çekerken beni gülümseten bu doğal samimiyet.
Ancak bu tabloları çok sık görürsek, toplumsal olarak kenetlenirsek, toplanır ve ''N'oluyor Dünya'da?, Türkiye ne durumda?, Biz ne haldeyiz?'' şeklinde soruları yanıtlayacak olgunluğa ulaşırız.
Yarın bir çingeneye, kağıt toplayan bir çocuğa, gerçek bir dilenciye, bir şarapçıya, meczuba önce selam verin sonra sorun:
Yahu biz ne haldeyiz?
Kadıköy'deki çiçekçi çingeneleri biliriz. Bizi samimiyetleri ile rahatsız ederler fakat bu fotoğrafta onların salt samimiyetinin en güzel örneklerini gördüm.
Genç kız İstanbul'a yeni gelmiş hemen ortada duran mor bavul ona ait. Her zaman ellerindeki gülleri tek başına da olsan sana satmaya çalışan bu ablamız elinde gülle bu kızın yanına geldi önce gül satmayı denedi. Baktı olmuyor, ''Gel sana fak bakayım'' dedi. Sonra benim o mesafeden göremediğim bir konuşma geçti aralarında, Abla genç kızın yanına oturdu fala baktı ama sanırım ''Sana beleş beyaa'' dedi ki kız ödeme falan yapmadı. Tam o an koyu bir sohbete daldılar, kız çantasından memleketten getirdiği bir takım yiyecekler çıkardı ve samimi, gönlü bol ablamıza uzattı. Beraber yiyerek sohbete daldılar.
Şimdi ben bunu niye size anlattım diye uzun uzun düşünüp bana hiç ağız burun eğmeyin. Açık konuşalım İstanbul'da yaşayan çok az insan bu ablayla böyle oturup uzun uzun, içten bir sohbete dalar. Dalmayı geç onlarla muhatap bile olmayacak, elini tuttuğunda yıkayacak çok insan var bunu bende, sizde biliyoruz. Bu tablo aslında tam olmamız gereken şey.
Neden mi? Bizim aramızdaki toplumdan uzaklaşma, kendin gibi olmayanı kabul etmeme, onu hor görme, farklılıkların güzelliğinin farkında olamamak, farklı olanı yok etmeye çalışmaların bitmesi için gerekli olan şey bu fotoğrafı çekerken beni gülümseten bu doğal samimiyet.
Ancak bu tabloları çok sık görürsek, toplumsal olarak kenetlenirsek, toplanır ve ''N'oluyor Dünya'da?, Türkiye ne durumda?, Biz ne haldeyiz?'' şeklinde soruları yanıtlayacak olgunluğa ulaşırız.
Yarın bir çingeneye, kağıt toplayan bir çocuğa, gerçek bir dilenciye, bir şarapçıya, meczuba önce selam verin sonra sorun:
Yahu biz ne haldeyiz?


Yorumlar
Yorum Gönder