COVİD-19'dan Önce İnsanlık Tarihinin En Tehlikeli Pandemileri
Dünya Sağlık Örgütü corona virüs pandemi olarak
nitelendirdi. Böylece Covid-19’un dünya genelinde geniş ölçekte etkili olduğu
da resmileşmiş oldu. İnsanlığın karşılaştığı ilk pandemi corona virüs salgını
değil ve muhtemelen son da olmayacak. DSÖ daha önce AIDS dahil birçok hastalığı
pandemi olarak ilan etmişti. Peki tarih boyunca insanlığı etkilediği bilinen
pandemiler hangileri?
ANTONİNE VEBASI
Antoninus vebası, ayrıca bilinen diğer adıyla Galen'in
vebası (adını Roma İmparatorluğunda yaşayan Yunan doktorun isminden almıştır),
MS 165-180 yılları arasında yaşandığı tahmin edilen, Yakın Doğu'daki seferlerden
Roma İmparatorluğu'na dönen askerler tarafından getirilmiş salgın bir
hastalıktır. Akademisyenler bunun çiçek hastalığı ya da kızamık olduğundan
şüphelenmiştir, ancak gerçek sebebi belirsizliğini korumaktadır. Salgın, Roma
imparatoru Lucius Verus'un (ö. 169) hayatını kaybetmesine sebep olmuştur.
Verus, Marcus Aurelius Antoninus'un kral naibiydi. Bu ölüm, aile isimleri olan
Antoninus'un salgınla ilişkili hale gelmesine sebep oldu. Salgın 9 yıl sonra
yeniden ortaya çıktı, Romalı bir tarihçi olan Dio Cassius'a göre (155–235),
salgın Roma'da günde 2000 kişinin ölmesine sebep olmuştur, bu sayı salgından
etkilenenlerin çeyreği kadardı, bu hastalığa %25 öldürme oranı vermektedir.
Hastalıktan dolayı ölen kişi sayısının 5 milyon civarında olduğu tahmin
edilmektedir, ve hastalık bazı bölgelerde nüfusun üçte biri kadarını öldürdü ve
Roma ordusunu harap etti.
Eski kaynaklar salgının 165-166 kışında Seleusya kuşatması
sırasında ilk defa ortaya çıktığını kabul eder. Ammianus Marcellinus'a göre
salgın Galya bölgesinden Ren'e kadar yayılmıştı. Eutropius, İmparatorluk tarihi
boyunca ciddi bir nüfusun öldüğünü iddia etmektedir.
Rafe de Crespigny'nin Çin kayıtlarına göre Doğu Han Çin'inde
vebanın 166'dan önce de patlak vermiş olabileceği tahmin edilmektedir. Veba'nın
Roma kültürü ve edebiyatı üzerinde bir etkisi oldu ve Hint Okyanusu'ndaki
Hint-Roma ticaret ilişkilerini ciddi bir şekilde etkiledi.
JUSTİNİAN VEBASI
Justinianus Veba Salgını (541 – 542, 750'ye kadar
yinelenen), Ticaret gemileri veba bulaşmış pire taşıyan sıçanlar barındırdığı
için Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu ve özellikle başkenti Konstantinopolis'in
yanı sıra Sasani İmparatorluğu ile tüm Akdeniz çevresinde liman kentlerini
etkileyen bir pandemidir. Bazı tarihçiler, Justinianus Veba Salgını'nın tarihin
en ölümcül salgınlarından biri olduğuna inanmaktadır ve bu da iki asır boyunca
yenilenerek tahmini 25-100 milyon insanın ölümüne yol açmıştır; ilk salgın
sırasında Avrupa nüfusunun yarısına eşdeğer bir ölüm oranı vardır. Vebanın
sosyal ve kültürel etkisi, 14. yüzyılda Avrasya'yı harap eden Kara Ölüm ile
karşılaştırılmaktadır, ancak 2019'da yayınlanan araştırmalar, vebanın ölüm
oranının ve sosyal etkilerinin abartıldığını savunmaktadır.
2013'te araştırmacılar, Justinianus Veba Salgını'nın
nedeninin Kara Ölüm'ün (1347-1351) sorumlusu ile aynı bakteri olan Yersinia
pestis olduğuna dair daha önceki spekülasyonları doğruladılar. İkincisi çok
daha kısaydı, ancak yine de Avrupa'nın tahmini üçte bir ile yarısını öldürdü.
Justinianus Veba Salgını'nın suşunun atasıyla yakından ilişkili olan eski ve
modern Yersinia pestis suşları, Kırgızistan, Kazakistan ve Çin sınırlarında bir
dağ silsilesi sistemi olan Tanrı Dağları'nda bulundu ve bu da Justinianus Veba
Salgını'nın kökenini o bölge veya yakınını düşündürtmektedir.
Veba sekizinci yüzyıla kadar periyodik olarak geri döndü. Hastalık
dalgalarının Avrupa tarihinin sonraki seyri üzerinde büyük etkisi oldu. Modern
tarihçiler bu veba olayını, ilk salgın sırasında imparator olan I. Justinianus
ile adlandırırlar. I. Justinianus hastalığa yakalandı, ancak hayatta kaldı.
KARA ÖLÜM
Kara Veba olarak da bilinen Kara Ölüm, insanlık tarihinde
kaydedilen en ölümcül salgındır. Avrasya ve Kuzey Afrika'da 75-200 milyon kadar
insanın ölümüne yol açtı. Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu bir
hastalık, veba idi. Y. pestis enfeksiyonu en yaygın olarak bubonik vebaya neden
olur, ancak septikemik veya pnömonik vebalara neden olabilir.
Salgın, yalnızca 14. yüzyılda yaklaşık 200 milyon kişinin
ölümüyle sonuçlanmıştır.
Çin ve Orta Asya'dan başlayan veba, 1347'de Kırım'da bir
Ceneviz ticaret merkezini kuşatan Moğol ordusunun vebalı cesetleri mancınıkla
kentin içine atmasıyla Avrupa'ya taşındı.[kaynak belirtilmeli] Vebadan ölen
soylular arasında Aragon kralı IV. Pedro'nun karısı Kraliçe Leanor ve Kastilya
kralı XI. Alfonso'nun oğluyla evlenmeye giderken Bordeaux'da ölen, İngiltere
kralı III. Edward'ın kızı Joan da vardı. İki Canterbury başpiskoposu art arda
vebadan öldü. Şair Petrarca yalnızca pek çok şiirinin esin kaynağı Laura'yı
değil, koruyucusu Giovanni Colonna'yı da salgında yitirdi.
Kara Ölüm'ün Avrupa'nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi
olmuş ve Avrupa'nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi
için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar,
dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük
yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu da Giovanni
Boccaccio'nun 1353'de yazdığı Decameron'una yansımıştır.
Benzer salgın hastalıkların Avrupa'ya her yeni nesille geri
döndüğü düşünülür; etkileri 1700'lü yıllara kadar devam etmiştir. Bunların
arasında 1629-1631 yıllarında gerçekleşen İtalya salgını, Büyük Londra Salgını
(1665-1666), Büyük Viyana Salgını (1679), Büyük Marsilya Salgını (1720-1722) ve
son olarak da 1771 Moskova salgını bulunur. Salgının tanımı üzerine birçok
tartışma mevcuttur, ancak Avrupa'da 19. yüzyılda ortadan kalkmıştır.
14. yüzyılda bu salgına "Büyük Ölüm" dense de,
daha sonraki yıllarda "Kara Ölüm" olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi
de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden
derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup,
"kara" burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir.
Tarihî kayıtlara göre bu salgında kasıklarda şişmeler (bubo
lar) meydana gelmekteydi. 19. yüzyılda Asya'da görülen veba hastalığında aynı
belirti gözlemlendiği için 20. yy. başlarındaki araştırmacılar Kara Ölüm'ün
Yersinia pestis adlı bakterinin yol açtığı, sıçan (Rattus rattus ) yardımıyla
ve pireler tarafından taşınan aynı hastalık olduğuna hükmetmişlerdir. Ancak,
bubolar başka hastalıkların da belirtisi olabildiği için Kara Ölüm'ün bir veba
salgını olduğu kesinlik kazanmamıştır.
15 Ocak 2018'de yayımlanan habere göre, Oslo ve Ferrara
üniversitelerinin yapmış olduğu çalışmalar sonucunda salgının hayvan değil,
insan kaynaklı olduğu ortaya çıkmıştır. Yersinia Pestis isimli bakterinin bir
“insan parazit modeli” olduğu anlaşıldı. Oslo Üniversitesi'nden Prof. Nils
Stenseth "Fareler tarafından bulaştırılan bakteri bu denli hızlı
yayılamaz. Sonuç oldukça açık: Hastalığı yayan ve bulaştıran insan vücudundaki
bitlerdi." dedi.
3. KOLERA SALGINI
1852-1860 yılları arasına denk gelen 3. Kolera salgını yedi
salgın arasından en öldürücü olanı olarak nitelendirilir. 8 yıldan uzun süre
dünyayı etkisi altına alan bu salgın da Hindistan’da ortaya çıktı.
Ganj Nehri etrafındaki yerleşim yerlerini takip eden salgın
daha sonra farklı kıtalara sıçradı. Salgının 1 milyondan fazla insanı öldürdüğü
tahmin ediliyor.
6. KOLERA SALGINI
Kolera 19. ve 20. yüzyıllarda en fazla can alan
hastalıkların başında geliyor. 1800’lerin başından itibaren dünya üzerinde
farklı farklı kolera salgınları yaşandı.
Osmanlı da bu salgınlardan etkilenen ülkelerden biriydi. Her
ne kadar Türkiye’de hissedilmese de 1960’lı yıllarda başlayan 7. Kolera salgını
halen devam ediyor ve pandemi olarak sınıflandırıldı.
İSPANYOL GRİBİ
1918 İspanyol Gribi pandemisi bir seneden az zamanda tahmini
40 ila 100 milyon civarında insanı öldürmüştü. Bu rakam Birinci Dünya Savaşında
ölenlerden çok daha fazlaydı. Amerikalı asker ölümlerinin %80’i griptendi. Daha
sonraki yıllarda yaşanacak olan 1957 pandemisinde %0.02-0.03 ve 1968 senesinde
%0.01-0.02 dolaylarında olan ölüm oranı, 1918 de %2.5 idi. Demek 1918 salgını,
kendisinden sonra gelecek iki salgından en az 100 kat daha öldürücüydü. Bir
başka özelliği de ölenlerin esasen sağlıklı genç erişkinler olmasıydı.
1918’de sorumlu virus, mutant bir İnfluenza A idi. 1918
virusunun ciddi organ hasarı ve çok ağır bir hastalık yanıtına yol açan bir gen
dizilimine ve hızlı replikasyon(üreme) kabiliyetine sahip olduğu aşikardır. Bu
durum ancak, vücut korunma sistemi çok kuvvetli kişilerde, kendilerine zarar
verecek bağışıklık bir yanıtını tetiklemektedir. Yani sağlıklı genç erişkinler.
Bugünkü etkenin tam tersi yani.
1918 pandemisi aslen İspanya’da başlamamıştır. Ancak İspanya
büyük harbe katılmamış ve haberler ülkede sansürsüz olarak yayınlanmaktadır. Bu
nedenle grip haberleri de dünyada sadece sansür olmayan İspanyol basınında yer
almaktadır. Bilgiler buradan dağıldığı için, isim İspanyol Gribi olarak
kalacaktır.
O dönemde tıp bugünkü bilgilerine sahip değildi. Viruslar
yeterince bilinmiyordu, dönem mikropların yani bakteriyoloji dönemiydi.
Doktorlar bilmedikleri virüslerle değil bildikleri bakteri infeksiyonlarına
odaklandıkları için, muhtemelen yanlış hedefler belirlenmişti. Zaten savaş
ortamı olduğu için, bugünkü komplo teorileri o zaman da ortalıkta dolaşıp
duruyordu. Günümüzde bilim insanları bu tür salgınların çıkış yeri olarak
çoğunlukla Güneydoğu Asya’yı gösterse de, 1918 de ilk olgular Amerika’dan
bildirilmiştir.
Osmanlı
İmparatorluğu’nda durum
İstanbul gazeteleri hastalık hakkında haberler vermektedir.
Hastalık, İspanyol nezlesi olarak yazılmaktadır. Pandeminin ilk dalgası art
1918’de başlayıp Ağustos ayına kadar sürmüştür. İlk dalga, sonradan görülecek olan
ikinci dalgaya göre pnömoni (zatürre) açısından daha hafif geçmektedir.
Hastalığın ilk dalgası İstanbul’a yaza doğru ulaşmıştır. İlk dalganın
genellikle birkaç günlük yüksek ateş ve hafif şikayetlerin ardından düzelmesi,
bir çok kaynakta Üç Gün Humması olarak da geçer. Ancak bu tanımlama son derece
kaba bir isimlendirmedir, bu şekilde bir çok hastalık sağlıklı insanlarda
birkaç günde kendiliğinden geçebilen ateş ile görül ektedir. Ülkenin bir çok
yerinde ateşli hastalık yaygındır. Halep, Hicaz, Suriye, Filistin vs ülkenin
bir çok yerinden bildirimler gelmektedir. Özellikle asker arasında çok
yaygındır. Atatürk de o dönemde ateşli hastalıklar geçirmiştir. Doktorlar
İstanbul gazetelerinde, (aynen şimdiki gibi) her Üç Gün Hummasının, illa
İspanyol nezlesi olmayacağını tartışmaktadır.
Aralık 1918 ise ikinci dalganın İstanbul’u etkilediği
zamandır. Manşetler ‘’İspanyol Nezlesi tekrar başladı’’ şeklindedir. Grip
ihbarı mecbur bir hastalık değildir. Hükümet mektepleri, sinema, tiyatro ve
gazinoları kapatır. Detaylı incelendiğinde pandeminin yayılımında asker
hareketleri ve ticari nakliyelerin önemli rolü olduğu anlaşılacaktır. Ocak 1919
tarihli Vakit gazetesi pandeminin sanki azalmakta olduğunu ve halkı normal
yaşama dönmeye davet etmektedir. Salgın İstanbul’da 1919’un yarısına dek
sürmüştür. İzmir’in ve İstanbul’un işgalini, Atatürk ve arkadaşlarının Samsun’a
çıkışının hangi şartlar altında olduğunu farklı bir pencereden bakarak
değerlendirebilirsiniz. 1919 sonunda hastalık tekrar görülmüştür. 1918 yılında
İstanbul’da grip ve başlıca ölüm nedeni olan pnömoni (zatürre) nedenli ölüm
sayısı 6722’dir. Bunların 474’ü grip ve 6248’i pnömonidir. Aynı veriler 1919
için 194 grip, 1935 pnömoni ve 1920 için 340 grip ile 2080 pnömonidir. Elbette
bu sayılar ve haberler İstanbul için olup, ülkenin diğer yerleri hakkında
yeterince bilgi yoktur.
1956-1958 ASYA GRİBİ
1968 salgınından 12 yıl önce influenza virüsü yine dünya genelinde
etkisini gösteriyordu. Bu sefer H2N2 olarak adlandırılan versiyonu Çin’de
ortaya çıktı ve 1958 yılına kadar salgın devam etti.
Hastalığın kaç kişi öldürdüğü tam olarak bilinmese de DSÖ
verilerine göre yaklaşık 2 milyon insan hayatını kaybetti.
1968 GRİP SALGINI
Solunum yolunu etkileyen tek grip salgını corona virüs
değil. Influenza virüsü halk arasında grip olarak bilinen virüs türüdür. 1968
yılında bu hastalığın mutasyona uğramış versiyonu H3N2 bir milyon insanı
öldüren bir salgına dönüştü.
Yüzde beş ölüm oranına sahip olan bu virüs Hong Kong
nüfusunun yüzde 15’inin ölümüne neden oldu. Filipinler, Hindistan, Avustralya,
Avrupa ve ABD’de salgından etkilenen diğer ülkeler oldu.
HIV/AIDS
AIDS küresel bir pandemidir, 2014 yılı itibarıyla, dünyada yaklaşık
36.9 milyon insan HIV virüsüne sahiptir. 2012 yılında, yaklaşık 17.2 milyon
erkek, 16.8 milyon kadın ve 3.4 milyon 15 yaşından küçük çocuk AIDS hastasıydı.
2010 yılında 1.8 milyon insan AIDS nedeniyle hayatını kaybetti, bu sayı 2005
yılında 2.2 milyondu. The Lancet'te yayınlanan bir raporda, 2015 Global
Hastalık Yükü Çalışmasına göre HIV enfeksiyonunun 1997 yılında 3,3 milyon
hastayla zirve noktasına eriştiğini tahmin ediyor. Bu sayı 1997 yılından 2005
yılına kadar hızla düşerek 2.5 milyona indi ancak 2005'ten 2015 yılına kadar
sabit kaldı. UNAIDS(Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Programı) hastalıkla
mücadeleye hız verildiği takdirde, HIV’in 2030 yılına kadar küresel tehdit
unsuru olmaktan çıkacağını açıklamıştır.












Yorumlar
Yorum Gönder